ücretsiz kitap oku

karinca

Platin Üye
Reklam Hizmetleri
Katılım
29 Nis 2023
Mesajlar
225
Tepki
4
Okuma Keyfinizi Artıran Çözüm Ücretsiz Kitap Oku
Günümüzde teknolojinin getirdiği birçok kolaylıkla beraber kitap okuma alışkanlıklarımız da değişmekte. Artık kitapları fiziksel olarak elimize almak yerine, internet üzerinden ücretsiz olarak okuyabiliyoruz. Bu durum okuma keyfimizi hem daha ekonomik hem de daha pratik hale getiriyor. Bu yazıda, "Ücretsiz Kitap Oku" özelliğine dair detayları ve bu özelliğin okuma alışkanlıklarımız üzerindeki etkilerini inceleyeceğiz.

Ücretsiz Kitap Oku Nedir?
"Ücretsiz Kitap Oku", internet üzerinden kitap okuma imkanı sağlayan bir özelliktir. Bu özellik, genellikle online kütüphane platformları ve kitap okuma uygulamaları tarafından sunulur. Kullanıcılar, bu platformlara üye olarak veya üye olmadan, çeşitli kitapları ücretsiz olarak okuyabilirler. Bu kitaplar arasında hem klasikler hem de modern eserler bulunabilir.

Ücretsiz Kitap Oku'nun Avantajları
Ücretsiz Kitap Oku'nun en büyük avantajı, kitaplara kolay ve ekonomik bir şekilde erişim sağlamasıdır. Bu sayede, okuma alışkanlığı olan bireyler kitap alımı için ayırdıkları bütçeyi başka alanlarda kullanabilirler. Ayrıca, bu özellik sayesinde daha geniş bir kitap seçeneğine ulaşılır. Ücretsiz Kitap Oku özelliği aynı zamanda, fiziksel kitapları taşıma zorluğunu da ortadan kaldırır.

Ücretsiz Kitap Oku'nun Dezavantajları
Her ne kadar Ücretsiz Kitap Oku özelliği birçok avantaj sunsa da, bazı dezavantajları da bulunmaktadır. Öncelikle, internet bağlantısı olan bir cihaza ihtiyaç duyulması, herkes için erişilebilir olmadığı anlamına gelir. Ayrıca, bazı kullanıcılar fiziksel bir kitap okumanın verdiği hazzı elektronik cihazlarda bulamayabilirler. Son olarak, dijital platformlarda okunan kitapların telif haklarına ve yasalara uygun olup olmadığı da dikkatle incelenmelidir.

Kitap oku
Ücretsiz Kitap Oku özelliği, okuma alışkanlıklarımızı büyük ölçüde değiştirdi. Bu özellik sayesinde, geniş bir kitap yelpazesine kolay ve ekonomik bir şekilde ulaşma imkanı bulduk. Ancak, bu özelliği kullanırken internet erişimine ihtiyaç duyulması ve telif haklarına uygun olup olmadığı konusunda dikkatli olunması gerektiği unutulmamalıdır. Sonuç olarak, Ücretsiz Kitap Oku özelliği, okuma keyfimizi artıran bir çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
Katılım
5 Kas 2023
Mesajlar
18
Tepki
0
1735036141727.png



MAGOSA ZİNDANINDA NAMIK KEMAL İLE BİRLİKTEYİM
Zaman gezgini olarak 150 yıl önceye gitmeyi düşledim ve Kıbrıs'ta bulunan Magosa zindanında olmayı istedim. Namık Kemal yerde, taş üstünde oturuyordu ve beni görünce ayağa kalktı. İlerici, çağdaş fikirlerle donanmıştı ve bir devlet yönetiminin tek bir kişinin tekelinde olmasını istemezdi. Bana seslendi: " Dur bakalım, aslanım, sen de kimsin böyle? Burada ne işin var? "
" Ben, gelecekten geldiğimi, söyledim. Tarih 9-2-2024. Adım Serdar Yıldırım, dedim.
Namık Kemal: " Bak bu çok iyi. Yüz bilmem kaç yıl sonrasından geçmişe dönülüyorsa insanlık çağ atlamış demektir. Ben şimdi burada olmamı özgürlük, bağımsızlık, halkın kendi kendini yönetmesi dememe borçluyum. Arkadaş, sen boş biri değilsin ama dolu biri de değilsin. Senden şüphelendim. Doğrusu ne ise, sen onu söyle. "
Serdar: " Her sözünüzün altına imzamı atarım. Hepsi doğrudur. Boş değilim ama dolu da değilim. Bir gün dolduğumda dinamit gibi patlayacağım. "
Namık Kemal: " Ben patladım da ne oldu? Sonradan kendimi bu zindanda buldum. Sen patlama. Sessiz ve derinden git. Bakışlarından anladım. Sen bana saygı duyuyorsun. "
Serdar: " Sizin fikirleriniz gelecek nesilleri etkiledi. Bu fikirlerden etkilenen çağdaş özgürlük savaşçıları, Anadolu'da Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Mustafa Kemal ve arkadaşları, bunu başardı. Osmanlı sizden 35 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti oldu. "

Namık Kemal: " Kardeşlik, gel yamacıma sokul biraz. Ben aylardır bu taş üstünde yatıyorum. Sen bir süre burada otursan güç kaybına uğramazsın. "
Serdar: " Vatan Yahut Silistre adındaki tiyatro oynanırken, sizi yakaladılar ve göz hapsine aldılar. Senaryosunu sizin yazdığınız bu oyun neden bazı kesimlerin işine gelmedi? "
Namık Kemal: " Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Padişah 1. Abdülaziz'in hafiyeleri geldi ve seni bu oyundan ötürü tutuklamak zorundayız, dedi. Ben bağırarak oynanan tiyatronun konusu hakkında konuşmaya başlayınca iki adım geriledi. Konuşmam bitince bileklerime kelepçe takmadılar. Öylesine karakola götürüp gözaltına aldılar. Sonrası işte bu Magosa ve zindan. "

Serdar: " Ben padişahın yerinde olsam, sizi yönetim üstünde tutar, devlet yapardım. Değişen çağa ayak uydurur, Osmanlı İmparatorluğu'na çağ atlatırdım. Böyle gelmiş böyle gider olmaz. Diğer devletler koşarken, Osmanlı'ya yürümek yakışmaz. Yakışmadı zaten. "
Serdar: " Ey vatan ve özgürlük şairi Namık Kemal. Gelin şöyle dışarı çıkalım. Çayırda yürüyelim. "
Namık Kemal: " Aman Serdar, sen ne diyorsun? Burası babanın çiftliği değil. Öyle istediğin zaman dışarı çıkamazsın. Sen istedin diye bu iş olmaz. "
Serdar: " Sayın Namık Kemal, ben istediğim zaman biz dışarı çıkarız. Ben istemedikçe onlar bizi göremezler. Buyrun önden siz yürüyün. Ben sizi takip ederim. "

Serdar Yıldırım'ın öz benliği, Namık Kemal'in silüeti dışarı çıktı. Magosa Zindanı' nın karşısı çayırlık, çimenlikti. O yöredeki veya o ülkedeki güç sahipleri, defalarca uyarılmalarına karşın, yanlışlarından dönmüyorsa bunda bir sorun var demektir. Cumhuriyet ve özgürlük demeleri için, daha bir süre beklemek gerekir. Bunlar sonradan Cumhuriyet'in ve kişisel özgürlüklerin rahatını gördükçe biz neden bu fikirlere karşı çıktık diye kendilerine kızacaktır.
Namık Kemal çayırda, çimende yürüdü, koştu. Bazı zamanlar, ben O' na yetişmekte zorlandım. Sonra bir ağacın dibine oturduk.
Ben: " Sayın Namık Kemal, ben gelecekten geldiğime göre, sizin daha sonraki yaşantınız hakkında bilgi sahibiyim. Siz isterseniz bunları anlatayım. "
Namık Kemal: " Aman Serdar, ne demek? Kim öğrenmek istemez geleceğinin nasıl olacağını? Anlat bakalım, ben hep burada mı kalacağım? "
" Siz ne kadardır buradasınız? "
" 2.5 yıl oldu. "
" Burada 8 ay daha kalacaksınız. Sonrasında kurtulacaksınız. "
" Neden? "
" Çünkü sizi buraya atan padişah 1. Abdülaziz tahttan indirilip yerine 5. Murat gelecek. O da pek çok tutuklu gibi sizi serbest bırakacak. Midilli Adası'na mutasarrıf tayin edileceksiniz. "
" Bak bu çok iyi. Demek ki, ben bu zindanda çürümeyeceğim. "
" Siz Kıbrıs'a sürgün edildikten sonra da Vatan Yahut Silistre sahnelenmeye devam etti. İlk 2 ay süresince bu oyun 47 defa oynandı. Daha sonra İzmir ve Selanik'te üç yıl içinde 500 defa sahnelendi. "
" Ya Serdar, biliyor musun, iyi ki geldin. Bana sevinç ve huzur verdin. Buradan kurtulup özgürlüğe adım atacağım günleri bekler oldum. "

Daha sonra Namık Kemal'e yaşadığım güne gitmeyi teklif ettim. Saniyesinde evet dedi ve evimde belirdik. Namık Kemal evin salonunda sağa sola bakındıktan sonra, Serdar, bu ne değişik bir ev? Bu, şu, o bunlar nedir?
" Bu buzdolabı, şu çamaşır makinesi, o televizyon. Şaşırmakta haklısınız. Bunlar sizin zamanınızda yoktu. Hepsi sonradan icat edildi. Buyurun bu odaya geçelim. Orada internet var.
" Geçelim bakalım. Yeniliğe meraklıyım. Sen de beni şaşırtmaya devam et. "
" Sayın Namık Kemal, bu internet. Televizyon gibi. Televizyonda başkaları oynatır, sen seyredersin. İnternette sen oynatırsın başkaları seyreder. Bakın az sonra ekranda görünecek. Namık Kemal yazıyorum. Görüyor musunuz, sizin resimleriniz ve hayat hikayeniz çıkıyor. Ben sizin kadar meşhur olsam başka ne isterim. "
" Gerçeği söylemek gerekirse sen benim kadar meşhur olamazsın. Gelecek nesillerin beyninde benim kadar iz bırakamazsın. Sen bir kartal olsan her yıl aynı yerde yuva kurardın. Ben her yıl değişik bir yerde yuva kurdum ve ilk yuvamı özlemedim. "
" Görsellere giriyorum, resimleriniz çıkıyor. Sizden 150 yıl sonra resimleriniz gözlerde, gönüllerde. "
" Aradan bir buçuk asır geçmiş. Dünya eskiyi özler, geleceği gözler olmuş. Ey Serdar Yıldırım, senin amacın nedir? Neden beni rahatsız ettin? "
" Benim amacım, yaşadığım çağ insanına Namık Kemal adındaki kaliteli bir beyin yapısının tanıtımını yapmaktı. O yüce bir beyindir ki, şiirden kapı açmış, hikaye derken, roman yazmaya yönelmiş. Ben de işe şiirden başladım. Şiir öksüzdür, arayan soran olmaz. Sonra masal, hikaye yazmaya yöneldim. Ben roman yazmaya yönelmeyeceğim. Anlatılmak istenen, kısa ve öz olarak anlatılmalı. "

" An geliyor ki, 5-10 sayfa hikaye yazmak yetmiyor. Olayı kesin, kati ve detaylı anlatmak gerekiyor. Belki okuyucu hikayedeki karakterin saç şeklini, şapkasını, giyimini, kuşamını merak edecektir. Sen hikaye yazarken bunları aklına getirmez misin? "
" Tabii ki getirmem. Konuyu kısa keserim. Sonuçta, okuyucunun beyninde ne, neden, niçin ve sebep kalır. Bence 4 sayfalık hikaye 200 sayfalık romana bedeldir. "
" Eee sıktın ama? Durup dururken kendini övüyorsun. Konu ben değil miyim? Aynı davranışı tekrar edersen, seninle öyle bir kavgaya tutuşurum ki, dünya gelse seni kurtaramaz. Padişah bile benden korktuğundan bu zindana attırdı. "

Aradan bir dakika geçti. Sertleşen havayı Namık Kemal yumuşattı: " Evde çay var mı, çay? Bir çay demle de içimiz ısınsın. "
" Evet var. Beş dakikada çayınız hazır olur. Yanında yiyecek bir şeyler de getiririm. Şu an evin ikinci katındayız. Siz isteyin ben pencereden aşağı atlarım. "

Dünya tarihi boyunca pek çok fikir ve düşünce sistemi insanları etkilemiştir. Bunların bazıları kısa ömürlü olmuştur. Bazıları ise, uzun ömürlü olmuştur. Gelecek yüzyılları şekillendirmiştir. Fakir biri, çağının çok ilerisinde fikirler öne sürse de taraftar bulamamıştır. Tarihin karanlıkları arasında kaybolup gitmiştir. Adam zengindir. Taraftarı, inananı çoktur. Bunların fikirleri bin yıl sonrasına bile ulaşır. Böyleleri dünya tarihinde vardır. İnsanlar, zengini sever. Zenginlik hayranlık uyandırır. Saraylar, köşkler, yalılar vardır. Bunlar hayatlarını sorunsuz yaşar. Alamama durumları yoktur. Parasıyla değil mi, her şeyi alırlar. Gün gelir geleceklerini satın alırlar. Sonunda bize ayrılan zaman doldu. Ayrılık vakti geldi. Magosa zindanına geri döndük.

Namık Kemal: " Serdar, gel gitme, dedi. Burada benimle kal. "
Serdar: " Ama, dedim, Sayın Namık Kemal burada kalamam. Daha önce de bizimle burada kal diyenler oldu. Onlarla birlikte kalsaydım, size gelemezdim. Şimdi burada kalırsam geleceğe gidemem. En uzun paylaşımım sizinle olan olacak. Varın izin verin ben gideyim ve yaşadıklarımızı insanlara ulaştırayım. İnanın sevenleriniz milyonları aşacaktır. "
Namık Kemal: " Dediğin gibi olsun, varsın taraftarım çok olsun. Özgürlük ve bağımsızlık savaşçısı Namık Kemal diye araştırma yapsınlar. Acısını biz çektik sefasını onlar sürsün. O dediğin Mustafa Kemal ve Türkiye Cumhuriyeti vizyonunu kaybetmesinler. "

Bebeklik çağları hariç ağlamayan Namık Kemal'in göz pınarlarından iki damla yaş süzüldü:
" Ama, dedim, ağlıyorsunuz? "
" Yok be Serdar, gözüme bir şey mi kaçtı, nedir? Beni rahatsız etti. Ben aylardır bu Magosa zindanındayım. Hep aynı gardiyan ve aynı sessiz gemi. Bu gardiyan benimle bir kelime konuşmadı. Yasakmış! Var git yoluna internet midir nedir, bu hikayeyi hazırla ve okuyucunun ilgisine sun. Ölen dirilmez, giden geri gelmez, bunu da yaz. ""
Sonunda Namık Kemal ile vedalaştık. Evime geri döndüm. Şimdi tarih: 9-5-2024. Ben 90 gün uğraştım bu hikayeyi hazırladım. Okurlar, en çok 9 dakikada okur, bitirirler. Bu onların çabukluğundandır. Onların arasından çıkanlar, Namık Kemal'i benden çok daha iyi anlatacaklardır.

SON
 
Katılım
5 Kas 2023
Mesajlar
18
Tepki
0
BANDIRMA VAPURU
Karadeniz'in hırçın dalgaları arasında yıllara meydan okuyan bir eski Bandırma Vapuru'yum. Nice zamandır liman liman gittim, geldim. Binlerce, on binlerce yolcu taşıdım. Onların konuşmalarını istemeyerek de olsa dinledim. Dertlerini derdim bildim. Onlar hiçbir zaman bunun farkında olmadılar yani beni fark etmediler. Ders kitaplarında ve pek çok kitapta, gazetede adıma defalarca rast gelmişsinizdir. Bundan sonra da rast geleceksiniz, bunu biliyorum. Ey gelecek yeni nesiller, sizi inanamayacağınız kadar büyük ve görkemli bir sevgiyle kucaklıyorum.
16 Mayıs 1919 günü on dokuz subayı aldım. Rota Samsun'du. Buralar Anadolu ve Anadolu düşman istilasına uğradı. Bu subaylar Türk ve bir Kurtuluş Savaşı başlatacaklar. Lider pozisyonunda sarı saçlı, mavi gözlü bir dev var: Adı Mustafa Kemal. Bakalım gelecek günler Mustafa Kemal'den neler bekler?

16 Mayıs gecesi bir fırtına? Ne oluyor dedim kendi kendime:
Karadeniz sen bu kadar hırçınlaşmazdın.
Böylesine çelik yüreklerin canına kast etmezdin.

Bunun üzerine fırtına ses verdi:
Oy Bandırma Vapuru cana, benize
On dokuz subayı üfleyiver denize.

Baktım fırtına laf anlamaz, söz dinlemez. Onunla irtibatı kestim. Fırtınanın ortasında bir ceviz kabuğu gibi sallanmaya devam ettim. Üç gün, üç gece tarih yazdım ve 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a vardım.
Güle güle Mustafa Kemal yolun açık olsun.
Gemi kazanından büyük yüreğin sevgiyle dolsun.
Üç gün boyunca Türkiye dedin durdun.
Dilinden düşmeyen Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarsın.

Değerli yolcularım, karaya ayak basar basmaz bir rahatladım ki sormayın. Daha sonra Türk'ün Kurtuluş Savaşı başladı. Mustafa Kemal'in akıllara durgunluk veren zekası ve kahramanlıkları karşısında perişan olan düşmanlar evlerine döndüler. Çanakkale'de de Mustafa Kemal vardı. Çanakkale'ye geldiğinde boşuna bütün cephelerin komutanlığını Mustafa Kemal'e bırakmadılar. O, olmasaydı Kurtuluş Savaşı kazanılamazdı.
Benim adım Bandırma Vapuru.
Haber çıkar iki gazete küpürü.
Mustafa Kemal, Yunan'ı Anadolu'dan süpürdü.
Komutan Trikopis Atina'dan köpürdü.

Oy Trikopis, Trikopis, neden Atina'dasın?
Bak Mustafa Kemal cephede sen neden değilsin?
Belli ki ölümden korkmaktasın.
Canım bu vatana feda diyen
Mustafa Kemal 'e karşı zafer kazanamazsın.
Kazanamadın zaten.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
 
Katılım
5 Kas 2023
Mesajlar
18
Tepki
0
SAKARYA İLE FOKS
Masal masal içinde, hikaye masal içinde, neden hikaye masal içinde, hikaye çıksa ya masalın içinden. Sen istedin ya işte hikaye çıktı masalın içinden.
Günün birinde yağan yağmurlar sonucu Ankara yakınlarındaki bir dere taşar. O bölgede bir çiftlik vardır. Sel, çiftliği sürükler, götürür. Bir at ve bir köpek yakındaki bir tepeye çıkarak kurtulur. Atın adı Sakarya, köpeğin adı Foks'tur. Su seviyesinin yükselmesi durunca Foks, Sakarya'ya şöyle bir soru sorar: " Sakarya, sence bu sel niye geldi? "
Sakarya başını iki yana sallar ve temkinli konuşur: " Bence bir şey yok ama insanlar ağaçları keser ve doğanın çoraklaşması için, çöl olması için, gayret gösterirlerse sonucuna katlanmaları gerekir. Her kesilen ağaç fazladan bir su demektir. Bak o bir su çiftliği söktü, götürdü. Bin ağaç kesilse bin tane çiftlik demektir. Kaç tane çiftlik arkadaşımızı selin götürdüğünü var git sen hesap et. Bu tepeden başka yakında sığınacak yer yok bilmiş olasın.

Foks: " Tavuklar, horozlar, atlar, keçiler, koyunlar. Bu selde boğuldular. Geriye ne kaldı? Bir ben Foks, bir sen Sakarya. Belki sağda, solda selden canını kurtarmış olanlar vardır. "
" Vardır veya yoktur. Bunu sel çekilince göreceğiz. Demek ki, doğa şartları uygun bulursa acımasız oluyormuş. "
" Ne demezsin? Bu sel çekilirse yakın bir zamanda yine sel gelir mi? "
" Yakın bir zamanda değil ama uzak bir zamanda sel gelebilir. Alıp götürecek bir şey bırakmadı."

Sakarya ile Foks ertesi güne kadar tepede beklediler. Nihayet sel çekildi. Aşağı indiler. Çiftliğin olduğu yerde diz boyu çamur vardı. Birkaç tahta parçası ve bir dal yığını. Onlar daha sonra Ankara'ya doğru kararlı adımlarla yürüdüler. Hedefleri Çankaya Köşkü'ydü. Mustafa Kemal Paşa şimdi orada olmalıydı.
Atın adı Sakarya. Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı sırasında bindiği at. Kurtuluş Savaşı kahramanlarından. Pek çok şehirde gördüğümüz Atatürk heykellerinin koreografisinde yer alan at Sakarya'dır. Foks. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yıllarca Atatürk'ün yanında olan köpek. Atatürk, Çankaya Köşkü'nde geceleri uyurken yatak odasının kapısında nöbet bekleyen Foks'tur. Bu bekleyiş yıllarca sürer ve Foks geceleri gözünü kırpmaz, aman O'na bir zarar gelecek endişesi taşıdığından. Bu ikisi kısa bir zaman dilimi için, Atatürk'ten ayrı kalmışlardı çünkü bir süreliğine hava değişimi için Ankara dışına çıkarılmışlardı. Hayatın bazı gerçeklerinin farkına vardıktan sonra hayat kalitelerinin ne derece çöküntü içine girebileceğini görüp, yuvaya, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu eşsiz asker ve büyük devlet adamı Atatürk'ün yanına dönüyorlardı. Onlar şimdi yeniden dünyaya gelmiş gibiydiler.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
 
Katılım
5 Kas 2023
Mesajlar
18
Tepki
0
ZÜBEYDE HANIM DOĞUMEVİ
Tarih 20- Mayıs -2020 Bursa Zübeyde Hanım Doğumevi önünde Zübeyde Hanım ile birlikteyim: Sayın Zübeyde Hanım, burası 1981 yılında 125 yatak kapasitesi ile kuruldu. Bakın sizin adınızı taşıyor.
- Benim adımı taşıyan bir doğumevi mi? Kemalim 19- Mayıs -1919 tarihinde Samsun'a çıktıydı. Sonrasında Erzurum ve Sivas Kongreleri bunları biliyorum. 1- Kasım -1922 tarihinde saltanatı kaldırdı. Osmanlı İmparatorluğu resmen sona erdi. 1- Ocak -1923 yılbaşını hatırlıyorum. Ya sonrası?
-Tam ben söze girecektim ki, Mustafa Kemal Atatürk aniden yanımızda belirdi: Anneciğim, sonrasında 29- Ekim -1923 tarihinde Cumhuriyeti ilan ettim ve Türkiye Cumhuriyeti' ni kurdum. Cumhuriyet diyorum, özgürlük diyorum, bağımsızlık diyorum. Halkın kendi kendini yönetmesi diyorum. Beğenmediği yöneticiyi değiştirmesi diyorum.
- Ah Mustafa'm, benim yakışıklı oğlum. Sen de buraya geldin mi? Padişahın hakkında idam fermanı vardı. Bundan hiç mi korkmadın?
- Konu vatan savunması ise, canım bu vatana feda olsun. Bir Mustafa Kemal yok olsa, bin Mustafa Kemal var olur. Mustafa Kemaller ölmez. Benim kurduğum Türkiye Cumhuriyeti bölünmez.
Atatürk hırslanmıştı. Sağa sola bakındı. Bana doğru döndü: Çocuk senin adın ne? diye sordu.
Ben: Serdar Yıldırım, dedim.
- Şimdi burayı bana tam olarak tarif et bakalım.
- Kaplıcalar, yukarıda kaldı. Senede bir iki defa gelip gittiğiniz Paşa Çiftliği kuzey batıda işte şu yanda bulunuyor.
- Çocuk, sen ne biliyorsun benim Paşa Çiftliği'ne gelip gittiğimi?
- Bir kitapta resminizi görmüştüm. Üstü açık arabanızın arka koltuğunda oturuyordunuz ve şoförünüz arabadan daha inmemişti. Yol toprak yoldu. Etrafta çiftlikten başka yapı görünmüyordu.
- Doğru, o zamanlar tabiatla iç içeydik. Bursa yeşildi, bu kadar ev yoktu. İnsanlar çoğalmış. Arabalar çoğalmış. Yollarda insandan çok araba var.
- Doğrudur. Bu kadar araba benzin ve gaz ile gidiyor. Bu değirmenin suyu nereden geliyor, hep merak etmişimdir. Yakındaki bir yere insanlar arabayla gidip geliyor. Yürümek sağlıktır, benzin ve gaz için, dış ülkelere bağımlı kalıyoruz. Döviz yurt içinde kalmalı. Ülke güçlü olmalı.
- Aferin sana çocuk. Kaç yaşındasın?
- 62 yaşındayım. Aynalarla aram iyidir. Her yeni güne yeni bir umutla başlıyorum. Yolun yarısını geçtin diyenlere gülüp geçiyorum.
- Bak bu çok iyi. Yaşama sevinciyle dolusun. Benim zamanımda atlar vardı, atlı arabalar vardı. Kaç dakikadır buradayım, ne at gördüm, ne atlı araba?
- Benim çocukluğum ve gençliğimde atlı arabalar çoktu. Pazardan karpuz, kavun aldığımızda bunları atlı arabaya yükleyip eve götürürdük. Son yıllarda atlı arabalar yok oldu.
Mustafa Kemal Atatürk şöyle bir soru sordu: Şu anda Türkiye'de ne kadar insan yaşıyor?
- 2019 nüfus sayımına göre 83 milyon insan yaşıyor.
- 1935 nüfus sayımına göre 16 milyondu. Bu tarihten sonra Türkiye savaşa girdi mi?
- Girmedi.
- Girmediğine göre nüfus fazlasıyla artmış. Anadolu'nun bereketli toprakları planlı bir tarım sayesinde 200 milyon insanı rahatlıkla besler. Ben ağaca, ormana çok önem veririm. Bir ağacın kesilmesine izin vermem. Ağaç kesmek isteyene şöyle demiştim: Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin!
- Trablusgarp savaşı sizin katıldığınız ilk savaştır. Bu savaşta binbaşıydınız. Trablusgarp ve Bingazi'ye gitmiştiniz. Libya'ya çıkartma yapan düzenli İtalyan ordularına karşı bedevi araplarla birlik olarak yapılan savaşı nasıl kazandınız? Top yok, tüfek yok. Bunları nereden buldunuz? Bedevileri nasıl savaşçı yaptınız? Hücum deyip ileri atıldığınızda nasıl oldu da sizi takip ettiler?
- Herkes komutan olamaz, herkes savaşçı olamaz. Komutan, savaşçı bir kimliğe sahipse emrindeki asker savaşçı olur. Güçlü bir ordunun başına yeteneksiz bir komutan getirirsen, o ordu yenilgiye uğrar. Bedevileri eğittim, onlardan bir ordu kurdum. Yenilmemeyi öğrettim. Bana inanan arap şeyhleri, silah ve cephane tedarik ettiler. Halkı örgütleyerek, bu savaşı kazandım. Halk örgütlenirse yapılan her savaş kazanılır.
- Çok değil, sizden kısa bir zaman sonra Hitler, Avrupa'ya saldırdı. Özellikle motorize birlikleri çok güçlüydü. Avrupa'yı ezdi, geçti. Almanlar geliyor diye Türk birlikleri Edirne - Enez hattında konuşlandı. Hitler, Türkiye'yi pas geçip kuzeye yöneldi. Bulgaristan, Romanya derken, Rusya'ya girdi. Moskova'yı kuşattı. Kışın gelmesiyle yenilgiye uğradı. Amerika'nın Fransa Normandiya kıyılarına çıkartma yapması bunda etkili oldu.
- Hitler'in derdi neymiş? 2. dünya savaşını neden başlatmış?
- Derdi Yahudilerle. Anılarında Almanya'da Yahudi'nin patron, üstün ırk dediği Alman'ın işçi olmasını hazmedemediğini yazmıştı.
Bildiğim kadarıyla Fevzi Çakmak, sizi tutuklamak için, 50.000 askerlik orduyla gelmişti.
- Doğrudur. Ben karşısına çıktım. Fevzi Bey, padişahın fermanını okudu ama öylece kalakaldı. Sanırım korkmadığımı anladı ve beni tutuklamak için, harekete geçemedi. İş bu duruma gelmişken, benim kollarıma kelepçe takmak için, yürek gerek. Sonradan Fevzi Bey ordusuyla birlikte benim tarafıma geçti.
Cumhuriyeti ilan ettikten sonra vatanı terk eden 156 lar var. Bunların çoğu sizin silah arkadaşlarınız. Aralarında biz maaşımızı padişahtan alıyorduk şimdi kimden alacağız diyenler oldu. Size de padişah ol dediler.
- Onlara uysam başa dönerdim. Biz neden Kurtuluş Savaşı yaptık diye sorardım.
- 1939 yılında bunların çoğu geri geldi. Mustafa Kemal haklı çıktı, biz yanıldık, dediler.
Daha sonra Zübeyde Hanım, doğumevini gezmek için, Atatürk ile birlikte ileri doğru yürüdü. Beni çağıran olmadığı için, onlarla birlikte gitmedim. Yıllar sonra bir araya gelen ana oğulun konuşacak çok şeyi vardı. Rahatsız etmek istemedim.

SON
 
Üst Alt